Huawei ve Geliştirdiği Etnik Gözlem Sisteminin Düşündürdükleri

by Said Dağlı

Çin’in Uygur Türkleri’ne karşı uyguladığı iddia edilen ve Çin Hükümeti tarafından kesin bir dille reddedilen asimilasyon ve zorla çalıştırma iddialarına, dünyanın geleceği adına iyice iç karartıcı bir iddia daha eklendi. BBC’de teknoloji muhabirliği yapan Leo Kelion’un bir haberine denk geldim. İddiaya göre, Çin’in teknoloji devi Huawei, yayalar arasında Uygur etnik kökenlileri tespit edebilecek bir yapay zekâ sisteminin patentini almak için başvuru yapmış. Peki, bu durum, benim gibi bir teknoloji meraklısı için ne anlama geliyor?

Gözetleme

Çin, Sincan ve Huawei

Yıllardır, Uygur Türkleri’nin en temel insan haklarına ve insan onuruna aykırı bir muameleye maruz kaldığına dair iddialar konuşuluyor. Bu konuda, ciddi anlamda rahatsız edici fotoğraflar ve videolar yayımlanıyor. Çin Hükümeti, iddiaları kesin bir dille reddediyor ve tüm “eğitim” faaliyetlerinin gönüllülük esasına dayandığını iddia ediyor. Bu konuda, Çin’in ve sözüm ona dünya devi devletlerin, kamuoyunu rahatlatacak açıklamalar ve çözüm önerileri ortaya koymadığı aşikâr. Yüksek ekonomik çıkarlar, “iddia edilen” insanlık dramını, maalesef, gölgeliyor.

Gelinen son süreçte, iddialar başka bir boyut aldı. Bazı drone görüntüleri, Çin’in Sincan bölgesinde üretim kampüslerinin inşa edildiğini ortaya koydu. Bunun üzerine bazı devletler, Çin’in Sincan bölgesinde üretim faaliyetlerini durdurmayan firmalara cezalar öngörmeye başladı. Bunların en ses getirenlerinden biri, Birleşik Krallık’ın aldığı karar oldu: İngiliz Hükümeti, Uygur Türkleri’nin ve diğer azınlıkların zorla çalıştırıldığı iddia edilen Sincan bölgesinde üretim yaptığını gizleyen ve buradaki üretim faaliyetlerini durdurmayan firmalara ceza uygulayacak. (Haber, CNN)

Etnik Tanımlama Sistemi İçin Patent Başvurusu

Bardağı taşıran son damlalardan biri, 2020 yılının ilk üç çeyreğinde dünya telefon pazarında %17 pay alarak Samsung’un ardından dünya ikincisi olan Huawei’nin, etnik temelli yüz tanıma sistemi için patent başvurusu yapması oldu. Her ne kadar insanların azımsanmayacak bir bölümü bunun Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşları ile ilgili bir komplo teorisi olduğuna inansa da Huawei bu konuda bir açıklama yaptı ve patent başvurularında bu yaya gözetleme sisteminde etnik tanımlamanın uygulamadan çıkarılacağını söyledi. Kısacası, bunun bir komplo teorisi olmadığı bizzat Huawei tarafından tasdik edilmiş oldu.

Huawei ve Uygur Türkleri

Mağduriyet Kılıfı ve Göremediklerimiz

Çin’in Sincan bölgesinde yaşanan insanlık dramı (tamam, iddia edilen insanlık dramı) bir blog yazısında irdelenemeyecek kadar derin bir konu. Ancak, bir teknoloji meraklısı olarak yıllardır başarısını taktirle takip ettiğim ve birçok defa ürününü satın aldığım Huawei’nin, böyle bir patent başvurusu yapması konusunda ve bu haberin teknoloji meraklıları için ne anlama geldiği hususunda söylemek istediğim birkaç şey var.

Huawei yüksek teknolojili, sağlam ve uygun fiyatlı ürünleriyle, kullanıcıları için güvenilir bir marka olma yolunda geçtiğimiz on yıl içerisinde çok yol kat etti. Rakiplerinin ciddi anlamda yüksek fiyatlı telefonlarla piyasada tutunmaya çalıştığı zamanlarda, eşsiz fiyat/performans telefonlarıyla piyasada ilk ikiye girdi ve yerini sağlamlaştırdı. Amiral gemisi telefonları, Apple-Samsung oligopolüne kafa tuttu. Ürettiği cep telefonları, laptoplar, tabletler, akıllı saatler, akıllı televizyonlar, işlemciler ve işletim sistemleriyle Apple’inkine benzer bir ekosistem yaratmayı başardı. Tabii, bu başarısının ardında, yılların alt yapı imalatı devi olması yatıyor. Her ne kadar son kullanıcı tarafından tanınması cep telefonları ile gerçekleşmiş olsa da Huawei, 2012 yılından beri dünyanın en büyük ağ ve telekomünikasyon cihazı üreticisi konumunda. Dünyanın merakla beklediği 5G çalışmalarında, Huawei bayrağı önde taşıyor.

ABD’nin Kabadayılığı ve Huawei’nin Mağduriyeti

İletişim çağında, yani bilginin altının yerini aldığı bu zamanlarda, mobil iletişimin Çinli bir markanın tekelinde olması, en büyük rakipleri olan ABD’yi kızdırmış olacak ki, ABD hükümeti Çin’li teknoloji devi Huawei’ye karşı casusluk suçlamasıyla ağır yaptırımlar uygulamaya başladı. Yeni Huawei telefonlar her ne kadar açık kaynak kodlu AndroidOS işletim sistemini kullanabiliyor olsalar da Google Servisleri’ne erişemiyorlar. Burada benim değinmek istediğim şey, dünyadaki teknoloji meraklılarının (ki ilk zamanlarda bunların içinde ben de vardım) Huawei’ye karşı bir mağdur sempatisi geliştirmeleri.

Bazen, bu ticaret savaşlarında tarafların dünyanın süper gücü olma iddiasında olan ülkeler ve milyar dolarlık gelirlere sahip büyük firmalar olduğunu unutuyoruz ve bu markaları kişileştirmeye, onları mağdur birer insan, birer kişi gibi görmeye başlıyoruz. Onlarla aramızda, bir nevi, arkadaşlık ilişkisi kurmamız, sadık müşteri kimliğine bürünmemiz bazı gerçekleri görmemize engel oluyor. Yüksek teknoloji ürünü cep telefonlarını uygun fiyatlarla cebimize getiren Huawei’nin etnik temelli tanımlama yapan yapay zekâ gözetim araçları konusundaki Ar-Ge çalışmaları da göremediklerimizden biri.

Huawei ve Uygur Türkleri

Huawei, Ar-Ge ve Etik

Huawei, 1987 yılında eski bir Çin Halk Kurtuluş Ordusu subayı olan Ren Zhengfei tarafından kurulduğu ilk günden beri Ar-Ge çalışmalarına verdiği önemle tanınıyor. ABD’den Hindistan’a, Kolombiya’dan Türkiye’ye kadar dünyanın dört bir köşesinde Ar-Ge merkezleri kuran Huawei, belli ki, bu teknoloji üzerinde de bir müddettir Ar-Ge çalışmaları yürütüyor. Yani, bu teknolojinin çalışması, işe yaraması için zaman ve para harcıyor. Çalışmalarını belirli bir noktaya getirince de patent başvurusunda bulunuyor. Üzerinde çokça çalışılmış bu projenin bir etik sorunu yaratacağını görmemişler belli ki, patent başvurusuna açıkça bunu yazmaktan çekinmemişler. Patent başvurusu ortaya çıkınca da “zaten bu özelliği üretmemize rağmen kullanmayacaktık” diyerek geri adım atmışlar. Uluslararası kamuoyu baskısı azalmayınca da patent başvurusundan bu özelliği çıkarmışlar. Peki bu geri adımları güven veriyor mu? Açıkçası bana vermiyor.

ABD ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşlarında ABD’nin iddiaları ne kadar doğrudur bilemem. Belki de gerçekten, iddia edildiği gibi, Huawei’nin siber casusluk konusunda bir suçu ve sorumluluğu yoktur. Belki de ABD ticaret savaşları konusunda Çin’in gerisinde kalmak istemediği için Huawei gibi bir teknoloji devine zarar vermek istemiştir. Bunların hepsi ihtimal dahilinde. İki tarafın da iddialarını doğrulayabilecek ya da yalanlayabilecek bilgim ve donanımım maalesef yok. Ancak, sürekli mağduriyet kılıfının Huawei’ye karşı bu konuda beni ikna etmeye yetmeyeceğini de söylemek isterim.

Bu Bir Deal-Breaker Mı?

Bilmem kaç megapikselli kamera, uçtan uca yüksek çözünürlüklü ve bilmem ne kadar kontrast oranına sahip ekran, über hızlı bağlantı ve süper güçlü işlemcisiyle dünyanın teknolojisini uygun fiyata cebime sokmak ne kadar cazip gelirse gelsin, bunun bir çocuğun gözyaşlarına rağmen gerçekleşmesi ihtimali ve dünya devi Huawei’nin bu konudaki pişkinliği benim için bir deal-breaker. Bir teknoloji meraklısı olarak beklentim: şeffaflık, şeffaflık ve şeffaflık. Şeffaflık olmadığı zaman, işlerin çok kısa süre içerisinde nasıl çirkinleşebileceğini görmek için müneccim olmak gerekmiyor.

Süper teknolojileri, über ucuz iş gücüyle üretmek adına başka insanlık dramlarına sebep olan diğer firmalar da bir başka yazının konusu olsun.

Bunları Okudunuz Mu?

Leave a Comment