kardan adam

Kardan Adam Dilemması

by Said Dağlı

Kuraklığıyla bizleri korkutan bir sonbaharın ardından Ankara, dolu dolu yağan karla bembeyaz oldu. Tam da işlerimin güçlerimin hafiflediği bir anda yağan karı fırsat bilen ve otuzuna merdiven dayamış bendeniz, uzun yıllardan sonra ilk defa bir kardan adam yapmaya giriştim. Kız kardeşimle birlikte bahçeye çıkıp, önce kar topu oynayıp, sonra küçük kar kürelerini yerde sürükleye sürükleye bir kardan adam gövdesi inşa ederken yaşadığım mutluluğa, çocukluğumdan gelen bir burukluğun eşlik ettiğini fark ettim. Müsaadenizle anlatayım.

Ben, toplumsal sorumluluk bilinci fazlasıyla yüksek bir ailede ve çevrede büyüdüm. Sahip olamadığım şeyleri düşünürken ona sahip olamayan diğer bütün talihsiz çocukları aklıma getirerek kendimi avutmayı ve sahip olduğum ufacık şeylerde onlara sahip olamayan insanları düşünerek sevincimi gizlemeyi öğrendim. Arkadaşlarım beni top oynamak için beklerken ve ben onları bir hayli bekletmişken, sırf sokakta aksayarak yürüyen bir amcanın yanından koşarak geçmemin uygun olmayacağını düşünerek adımlarımı küçülttüğümü hatırlıyorum.

Tüm bunları, ne kadar da düşünceli bir çocuk olduğumu anlatmak için değil, aslında çevremin -gayet iyi niyetlerle- beni nasıl bir iki yüzlülüğün içerisine düşürdüklerini anlatmak için söylüyorum. Çünkü aynı çocuk, kendi arabalarının hız göstergesi 220 kilometreye kadar çıkarken, arkadaşlarının arabalarının göstergesi en fazla 180 kilometreyi gösterdiği için hava atmasını da bilirdi. (Benim çoktan unutmuş olduğum bu gerçeği, yıllar sonra karşılaştığım çocukluk arkadaşlarımdan biri hatırlattı bana.)

Kardan Adam ve Said

Kardan Adam, Kar Sevinci ve Kar Üzüntüsü

Eryaman’da, toplu konutların arasında ve az buçuk benzer sosyoekonomik şartlar içerisinde büyüyen arkadaşlardık biz. Bizim arabamızın hız göstergesi 220’yi gösteriyordu belki ama arkadaşımın da Nike ayakkabısı, benim Kinetix’imden daha havalıydı. Kiminin topu vardı, istediğini oynatıyordu; kiminin bisikleti Almanyalardaki akrabalarından geliyordu. Kendi içimizde böyle böyle bir denge kurabiliyorduk belki (keeping up with Joneses) ama bir de göremediklerimiz vardı, görmediklerimiz ama bize hatırlatılanlar.

İşte ne zaman kış gelse, havalar soğusa, şöyle dolu dolu bir kar yağsa, Vali amcamızın çıkıp da kar tatili ilan etmesini hevesle beklesek, annem pencereden dışarı bakar ve acıyla derin bir nefes alırdı. Benim gibi yokluk görmemiş bir çocuğun, karın güzelliğini ve hoşluğunu bir yandan taktir ederken, öte yandan aklı evsizlere, yolda kalmışlara, soba yakanlara, yakamayanlara giden bir insanı anlaması, ama gerçekten anlaması, pek de mümkün değildi. Biz çocuklar da arada bir, tam da karın yağmasına sevinirken, bir ritüel gibi, durup “Allah sokakta kalanlara yardım etsin” demeyi, bunu söylerken yüzümüzü göğsümüze indirip, beş on saniyelik bir saygı duruşunda bulunmayı öğrenmiş olduk. Ama hiçbir zaman, kar yağdığı için gerçekten üzülmedik.

Yokluk görmüş, fakirlik görmüş, sıkıntı görmüş ailelerimiz bize doğruyu öğütlüyorlardı. Ve biz bunun doğru olduğunu biliyorduk, anlıyorduk. Ama çocukluğumuz, yaşadığı coşkun duygular arasında, tüm bunları bilincinin arkasında bir yere gömüyordu. İşte o coşkun duygularla bilinç altına gömülenlerin kesişme noktasında yeni bir duygu çıkıyordu ortaya: suçluluk duygusu.

Sosyal Medya & Guilt Machine

Bu kış, yıllardan sonra ilk defa bir kardan adam yapmaya giriştim. Bunu tam da sosyal medyada onlarca insanın, kar yağmasına sevinen ve sevinçlerini kendi profillerinde paylaşan insanlara, “bunca sokakta yaşayan insan ve hayvan varken, karın yağmasına nasıl sevinirsiniz?” diye tivitler attığı bir zamanda yaptım.

Çocukluğumda, Eryaman’daki o küçük insan topluluğumuz içinde yaşadığımız coşku-üzüntü ikileminin, bu sefer sosyal medyada makro bir konu haline geldiğini gördüm. Biz küçük bir çocukken, ailemiz bize başkalarını da düşünmemizi öğütlerken bunu tatlı dille yapıyorlardı. Oysa sosyal medyada, sanırım artık birer yetişkin olduğumuz için, insanlar birbirlerine parmak sallayarak, “kar yağmasına sevinemezsin” der olmuşlar. Hani olur da karın yağmasına sevinirseniz, sokak hayvanlarını ve evsiz insanları düşünmeyen, bencil bir insan müsveddesi olursunuz. Toplumsal adaletsizliğin manevi yükünü de, onu yaratanlar değil, siz sırtlanmak zorunda kalırsınız.

Kar yağışına sevinenleri tek tek tespit edip onları sosyal medya üzerinden azarlamakla kendini memur kılmış bazı insanların, bu hengâme içerisinde çocuklara da çattıklarını fark ettim. Biz yetişkinler, büyükler, büyümekte direnenler, büyümüş de küçülmüşler, küçülsün de cebime girsinler, kar yağdığı zaman sevinmeli miyiz, üzülmeli miyiz, yoksa suçluluk mu duymalıyız, inanın bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Yetişkinlerin yarattığı toplumsal adaletsizliğin manevi yükünü çocukların omzuna koymamak lazım.

Bunları Okudunuz Mu?

Leave a Comment